ben asli hanim, nasilim?

19 octobre 2008

Ne kadar çok konusursak o kadar uzaklasiyoruz bahsettigimiz seyden.


"Ne kadar çok konusursak, o kadar uzaklasiyoruz bahsettigimiz seyden" dedin.
Haklisin.
Cunku konusmaya basladigimiz an kaliplara sokmaya basliyoruz herseyi. Her olguyu, dusunceyi, duyguyu, ani hapsediyoruz kelimelere-o kelimeler ki anlamlarini insan vermis onlara, o yuzden hep dar anlamlar yuklemisler. Ozden ayriliyoruz, ozelden ayriliyor, genele giriyoruz.Kare oluyoruz ya da
daire.
Aski bile kalip icine sokmaya calisiyoruz. Ve basariyoruz. Bazi seyleri anlatmak icin birden cok kelimeye basvuruyoruz belki. Sevdigimiz insanlari da kaliplara sokuyoruz, boylece onlar da ustlerine yapisan kelimelerin tutsaklari oluyorlar:"askim", "sevgilim" vs diyoruz onlara. "ASK" evrensel kumesinin içinde kumelerimiz, kumelerimizin altkumeleri ve ozlalt kumelerini olusturuyoruz boylece.

Askin Venn Semasi ile anlatilisi bu.

07 octobre 2008


Hiz siniri düsüyor ama biz hala daha hizli arabalar uretmeye devam ediyoruz.


28 septembre 2008

Elim gitsin kaleme

Ah be çocuk, nedir senin bu hayattan istedigin anlamadim ki..
Ne istedigini bilmezsin.
Boyar boyar kenara koyarsin herseyi, oylece dururlar yillarca. Birileri bahsetmese çikarmazsin ortaya. 
Yaziyorum keyif veresiye ama tekrar okusam kaçar keyfim sil bastan yaparim.Yazip geçiyorum o yuzden. Akildan bile tekrar etmiyorum ki yanki yapmasin. (Bos odanin akustigi bas agritir.)

Ben bir bunalip geliyorum. Belki o zaman elim gider kaleme..

En kuçuk hayalim

En kuçuk hayalim Amsterdam'dan bisiklet çalmak.

16 septembre 2008

L'angoisse de la feuille blanche


Yazmak veya yazmamak...
Iste butun mesele bu.

12 septembre 2007

yalan soyluyorum kendime, evet, ne olmus?

bos birgun bugun. aynaya bakip ta gozlerimin etrafindaki çizgilerin belirgin olmaya basladigi gun kitap yazmaya karar vericem.
henuz bunca bos zamanimin arasinda zaman bulamiyorum ne yazik ki.
ya da bu bos zamani, bos zamanim olmadigina dair kendime yalanlar soyleyerek doldurdugumdan, artik yazmanin vakti geldigini kendime itiraf edecek vakti bulamiyorum.

kendime yalan soylemedigim vakit michael haneke filmleri izliyorum.
ya da robert doisneau fotograflarina bakip "spontaneous portrait" lerin ne guzel seyler olduklarini dusunuyorum. bunlari sevmeyen var mi?

duygusal buzullasma donemindeyim.
ve de ayni zamanda farkindalik.

duygularim buzullasirken ellerim de buz tutuyor, biraz da onun için yazamiyorum.

ÇAT!

01 juin 2007

mayis




mayis ayi böyle geçti..

19 avril 2007

yann arthus-bertrand'in havadan fotograflari

eger siz de bir fotograf meraklisi iseniz, zamaninizi ayirip bu siteye bakmanizi tavsiye ederim..

voilà:
http://www.yannarthusbertrand.com/yann2/

site hem fransizca hem ingilizcedir.



"Dans le domaine de la création, la pauvreté des moyens engendre la richesse du résultat."
Philippe Geluck

27 mars 2007

thomas'nin kiz kardesi...

...öldü.

tren arabaya vurunca.. yan arkadan.. oyle birden iste, ne bilsin, daha ondokuz yasinda..
on dokuz. ne erken!

olum boyle burnumuzun dibinden gectiginde ancak sorular sorariz biz kendimize, oyle alistik. varligimiz veya yoklugumuz ile ilgili sorular. çunku kimimiz, var iken yokuz, nerede oldugumuzu, ne yaptigimizi bilmiyoruz. ot dedigimiz sinifa giriyor onlar, soru sormadan kabul eden, "n'apalim?"cilar. ot gibi gelip ot gibi gidenler. bedavaya yasayanlar.
halbuki bizim kulturde ek$idimi borek yapmak, eskidimi tozbezi yapmak vardir.
öldümü ne yapilir?
unutulur..

05 mars 2007

ben ve grenouille



Ben.
43 yasindayim.
43 yasinda, çocuksuz, bir uyusturucu bagimlisiyim ben.
Etigim yoktur benim; dogru nerededir, absolu diye birsey var midir, bilmem..

Kendimi hayatima kole ettigim vakitlerde kontrplaga bir Bach takarim. Cello Suite No. 3 in C major, BWV 1009.
Tasplak cizirti ile donerken 18. yuzyil melankolisi ve karanligi çoker ustume. Paris'e giderim. Jean-Baptiste Grenouille ile Paris'in en pis sokaklarinda kosariz. 18. yuzyilin agirligi ile ezilirim. Lânetler okuyarak Grenouille'u iter, kaçarim.. Numara 3 kulaklarimda çinlar, hiç bir ses bastiramaz onu. Balik saticilari veya ara sokaklarda gizlice opusen dul kadinlar bile.
Avuçlarimin arasinda kuçulen yuzumden asagi tuzlu yaslar suzulur. Diz çokmekten kirismis pantolonumun ustunde gittikçe buyuyen islak lekeler olustururlar dusen yaslar. Pantolona degmeden geçmeyi basaranlar yere duser, ozgurluk sevinci içinde "sip" ederler.. sip sip sip..
Pinocchio'yu erkek çocuguna çeviren mavi peri gelip sicacik kalbi ile onlari kurutsun isterim.

Yasliligin verdigi derin çizgiler vardir çirkin yuzumun her milimetrekaresinde. Onlarca, hatta yuzlercedirler.
Bir kismi dudagimin tiksinti ile asagi bakan kenarlarini çevrelerler.Burun kanatlarimin her iki yanindan asagi dogru inenler ise bana oldugumdan da tiksinç bir hava verirler. Kendi yarattiklari çirkinligin utanci ile daha asagiya sarkip, sonunda ait olduklari yuzden kopmak isterler.
Alnimi boydan boya saran çizgiler ne zamandir oradalar, hatirlamiyorum bile.. Sanki sonsuzluktan beri varlar ve hep var olacaklar gibi. Kaslarimin arasindaki o dort dikey çizgi ise mutlu olma sinirinda oldugum nadir anlari bile mahvetmeyi, o kisacik ani benden almayi bilirler.
Kontrplaktan yukselen cello seslerinin en yukseldikleri anlar, benim bu dort dikey çizgimin birbirlerine en yakin olduklari vakitlerdir. Her nota ile hareket eder çizgilerim, yerlerinden firlayip once notalara sonra cellonun tellerine donusurler.
C major.

43 yas çizgilerim beni aynaya her baktigim an yine ve yeniden oldururler. Zamanin delisi gibi kulagimi kestirirler. Kandan islanmis yastigimda beni gunlerce acliga terk ettirirler. Kimse gelmez beni gormeye, zaten dostlarim da pek yoktur benim. Korkarlar benden, çizgilerimden. Bencil derler bana, Bencil. Sen bencilin tekisin derler, gelmezler beni gormeye. Kirk yilda bir gelenler, eve doner donmez arka bahçelerindeki sedir agacinin dibine kusarlar, gordukleri çirkinligi içlerinden atmak istercesine.
Ertesi gun ofislerinde anlatirlar beni. Quasimodo derler bana. Yarim. Yari insan yari hayvan. Ayni Grenouille gibi.

Bu yuzden iyi anlasiriz biz.
Kimsesiz biz.